21 Haziran 2017 Çarşamba

Kırım’ın sembol şahsiyetlerinden: gerçekle kurgu arasında Alim Azamatoğlu

Alimin hayatı ve faaliyetleri hakkında bilinenler daha ziyade onu tanıyanların hatıralarından ve buna dayalı olarak söylenegelen çeşitli rivayetler ile devlet arşivinde bulunan bir dizi belgeden ibarettir. Bunlara Kırım Tatar Edebiyatındaki yeri, tiyatro oyunları ve hayatını konu alan film de dahil edilebilir. Son dönemlerde Alim hakkında müstakil olarak yazılmış ve Ona dair hatıraları, rivayetleri ve hikayeleri içeren tek eser Riza Fazıl’ın Alim-Kırım Yigiti / Alim-Krımskiy Cigit (Simferopol: Kırımdevokurpedneşir, 2005) adlı çalışmasıdır.
Namı St. Petersburg’a (Çar II. Aleksandr’a) kadar ulaşan Alim Azamatoğlu (Babasının adı bazı yerlerde Bekir olarak geçmektedir.)’nun tam olarak ne zaman doğduğu bilinmese de 1925 yılında 110-111 yaşlarında vefat etmesi 1813-1815 yıllarında doğduğunu düşündürtmektedir. Kırım’ın en eski ve meşhur şehirlerinden olan, Karasubazar (Belogorsk) Şehrine 15 km. uzaklıktaki Köpürliköy (Köpürliköy Felaketi (Toprak Davası): Köpürliköy sakinleri, 1889-1890 yıllarında başlayıp 1905 yılına kadar süren bir toprak davası yaşamıştır. Ellerinden hile ile alınan topraklar 1905 yılında sonuçlanan hukuki süreç sonucunda zalimlerin ve haydutların eline geçmiştir. Bunun sonucunda halk topraksız, evsiz-barksız kalmıştır.) (Çeremisovka) (Kefe Uyezdi (İlçesi), Sala Volostı (Nahiyesi)’de dünyaya gelmiştir. Alim’in dünyaya gözlerini açtığı Köpürliköy, köy sakinlerinin kendi topraklarından 1905 yılına kadar faydalanabildiği bir özellik taşımasıyla bilinir (Fazil 2005: 17-18; Seityagyayeva 2012: 120). Bu durum yaşamının ilk dönemlerinde tanıklık ettiği haksızlıkla dolu atmosferi ve belki de Onu millî bir kahraman olma yolundaki çizgisini anlamak açısından önemli olmalıdır.
Alim çocukluğundan beri zeki, eli işe yatkın ve beceri sahibi bir kişilik olup ufak tefek işler olan ev ayakkabılarını yamaması, söküklerini dikmesi kısacası onların tamirini en iyi şekilde yaparak yenilemesi babasının gözünden kaçmamış ve onu zanaat sahibi olması için tanınan bir Karasubazar esnafı olan Hacı Hasan ustanın yanına çırak olarak vermiştir. (Alim’in çalışmaya başlaması ile ilgili, daha çocukluk döneminde dericilik sanatını öğrenmesi için deri atölyesinde çalıştığı da söylenir (Bkz. Alim Azamatoğlu 2000). Küçük yaşlarda çalışmaya başladığı bu yerde yine kendisi gibi çırak olan ustanın oğlu Eyüp ve Abdurazak ile dost olmuştur. Alim her ne kadar yaptığı işte başarılı olsa da dağ eteklerindeki yemyeşil tarlalarda, ormanlarda arkadaşlarıyla at bakıp serbestçe hareket etmeye alışkın bir hayat tarzına sahip olması bir süre sonra yaşaması için burasının pek de cazip gelmemesi sonucunu doğurmuştur. Çıraklıktan ustalığa geçtiği dönemde ise babasının ani ölümü ile ondan kalan toprağı işlemeye mecbur kalmıştır. Annesinden başka kimsesi olmayan (Akmescit’te yaşayan K. İ. Çernayeva, 1939 yılında “Pereval Tübünde” adlı hatıralarında Alim’in bir de kız kardeşi olduğunu ancak bir mirza tarafından kaçırıldığını ve bunu engellemeye çalışan babası Azamat Akayın çubuklatılarak dövüldüğü ve bir süre sonra da öldüğünü ifade etmiştir. Bu olaydan bir süre sonra da genç kızın da ortada bırakıldığı bilgisini vermiştir (Alim Azamatoğlu 2000: 56). Alim bir süre sonra toprağını amcası Muhtar Aga’ya devretmiş ve daha sonra da annesini de kaybetmiştir. Âlim Karasubazar’ın güneyinde Karaağaç kırı civarında büyük saraylar, topraklar, ormanlar, bahçeler sahibi olan Babacan (Baboviç) adlı zengin bir Karaim’in[2] hizmetine girmiştir. Babacan bu dönemde aynı zamanda Karasubazar Şehrinin galavası (subayı) olup önemli bir nüfûza sahiptir.
Alim Azamatoğlu’nun millî bir kahraman olma yolundaki hikâyesinin başlangıcı ise şöyledir:
Karaim âdetlerine göre, kadınlar Müslümanlardaki gibi erkeklerden gizlenir, görünmez, görünse bile yüzlerini örter ve yabancı erkeklerle konuşmazlardı. Babacan’ın tek kızı olan Sara her sabah ahırdan atını çıkarıp binip giden Alim’i pencereden seyretmeye başlamış, uzun boylu, geniş omuzlu, düzgün gövdeli, karakaşlı, zeytin gözlü, gür bıyıklı görünümüyle yakışıklı bir delikanlı olan Alim’e kısa zamanda gönül vermiştir. Duygularını anlatmak isteyen Sara, hizmetkârlara güvenemediğinden bunu onlar vasıtasıyla değil de kendisi anlatmaya karar vermiş, bu yüzden de bir gün sofaya çıkıp Alim’i el işaretiyle huzuruna çağırmıştır. Alim, ilk kez gördüğü kızın karşısına geldiğinde Sara Ona olan sevgisini söyleyememiş ve birden boynundaki inci kolyeyi koparıp kendisini sessizce yere bırakmıştır. Gördüklerine bir anlam veremeyen Alim yoluna devam etmiştir. Bir süre sonra yerde boğuk sesler çıkaran Sara’nın başına hizmetkârlar toplanmış ardından da annesi gelmiştir. Kendisine geldiğinde annesi neler olduğunu sormuş Sara sonucunun getireceği ağır neticeleri düşünmeden Alim’in boynundaki incileri almaya çalıştığı ve vermemek için mücadele ettiği yalanını söylemiştir.
Durumu öğrenen Babacan, Alim’i hemen hapse attırmış, işin böyle ağır bir şekilde sonuçlanacağını ön göremeyen Sara ise bir süre sonra attığı iftiradan pişman olmuş ve gerçeği annesine anlatmıştır. (Fazil 2005: 18-19) Alim’in suçsuz yere hapsedilmesi sebebiyle Sara devamlı şu yırı (türküyü) söylemeye başlar:
Alim, Alim deyalmam,
Men Alimni köralmam.
Dünya tolu dülber olsa,
Alim kibi tapalmam.
Aman da, Alim, of…of.
Yandım da, Alim, of…of. (Alim Azamatoğlu 2000: 56)
Babacan gerçeği öğrendikten sonra Alim’i hapisten çıkartmış ve işine devam etmesini istemiştir. Konunun bu kısmı hakkında biraz daha farklı açıklamalar da söz konusudur. Buna göre bazı yayınlarda kızının itirafından sonra, adının çıkmasını istemeyen babanın, Alim’i cezaevine gönderdiği de ifade edilir (Alim Azamatoğlu 2000: 56). Fakat bu yaşananlar Alim’in hayatında yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bundan sonra adaletsizliklerle mücadele etme dönemi başlarken aynı zamanda o günden sonra Babacan ve ailesinin düşmanı olmuştur. Alim tarafından takip edildiklerine inanan Babacan, ailesini de alarak Akmescit’e göç etmek zorunda kalmıştır.
Alim bütün fakirlerin, ezilenlerin kısacası kendi gibilerin ne durumda olduğunu anlamış ve bundan sonra tüccarların, mirzaların, pomeşçiklerin (toprak ağalarının) ve büyük devlet memurlarının Babacan’dan bir farkı olmadığı anlayışıyla hareket etmiştir. Alim’in Babacan’a ve Karaimlerin büyük zengin tüccarlarına olan düşmanlığı hükümet yetkilileri tarafından Karaim halkının düşmanı gibi anlatılsa da, tanıtılsa da Alim yalnız Babacanların, zenginlerin, fırsatçıların düşmanı olmuştur (Fazil 2005: 18-19).
Alim’in sadece Kırım Tatarlarını değil millet ayrımı gözetmeksizin tüm aciz durumda olanları himaye ettiğini söylemek mümkündür. Buna bir örnek olarak halk arasında bilinen bir vak’ayı aktarmaya çalışalım:
“Borç batağına saplanan Akmescit’li bir Ermeni borçlu olduğu zengin Rum’un “ya parayı verecen ya da kızını” seçeneği karşısında uzun süre direnir ve teklifi kabul etmez. Ancak sonunda senetlerini geri alabilmek için kızını vermeye razı olur. Genç kız ağlayıp sızlasa da toy günü belirlenir. Bu arada birisi Ermeniye, “Alim’e müracaat et” diye akıl verir. Ermeni Tatarların yardımıyla Alim ile görüşür. Bunun üzerine Alim, bir gece Rum’u takip edip Ermeni’nin senetlerini alıp kızdan vazgeçmesini buyurur. Alim’in adı bile o dönemde korku salmakta o kadar etkiliydi ki Rum, onun bu emrine karşı tek bir söz dahi söyleyemez.” (Kırım Tatar Halk Efsaneleri 1999: 12-13).
Kırım’da Alim Azamatoğlu’na karşı geçmişten günümüze ölümsüz bir ilgi var olagelmiştir. Alim’in Kırım’daki faaliyetlerine ilişkin bir dizi arşiv belgesi de bulunmaktadır. Kırım Özerk Cumhuriyeti Devlet Arşivi’nde saklanan bu belgeler 1846-1849 yıllarında Alim’in Kırım yollarında gerçekleştirdiği hırsızlık ve soygunlara dair polis suçlamaları, mahkeme kayıtları ve raporları içermektedir. Bu arşiv malzemesi arasında Kırım’ın asıl soyguncusu olan Çar yetkilileri ve zengin toprak sahiplerine karşı yapılan soygun faaliyetlerinin bir delil listesine ise rastlanamamıştır. Bu belgelerden, Alim’in adaleti sağlama üslubunun polislerin hoşuna gitmediği anlaşılmaktadır.
Alim’in tarihi bir kişilik olduğunu tastikleyen, 30 Eylül 1848 tarihli, Karasubazar Şehrinin Başkanı olan Tavrida Valisine sunulan raporlardan biri ise şöyledir: “Bir zamandan beri Karasubazar’dan Simferopol ve Feodosiya’ya kadar uzanan yollarda çok soygun olayları olmaya başladı ve buralardan geçmek tehlikeli oldu. Duyumlara göre belli ki bu soygun faaliyetlerini Karasubazar’ın sakinlerinden olan ve sürgünden kaçan Alim yapmaktadır. O, soygun yaptığı insanların yanında övünerek bana kötülük yapacağını söylemiş ve insanlar Onun evimin bahçesinde silahlı bir şekilde dolaştığını gördüklerini söylediler. Bu olay 29 Eylül gecesi gerçekleşmiş. Onun için ben, kendi evimde tehlike altında olduğumdan Alim’in de Karasubazar Şehrinde annesinin evinde olmasından dolayı yukarıdakileri açıklamayı gerekli gördüm ve siz ekselanslarına sunuyorum. Bu konu hakkında Karasubazar polisine de haber verdim.” (Seityagyayeva 2012: 154-155).
Alim ile ilgili bilinenlerden dikkat çekici hususlardan birisi de ünlü ressam ve deniz manzaracısı Ayvazovskiy ile olan münasebetidir. Ayvazovskiy Kırım Robin Hood’u ile şahsen tanışmıştır (Seityagyayeva 2012: 155).[3] Alim ile dünyaca ünlü ressam İvan Konstantinoviç Ayvazovskiy arasındaki münasebet Tavrida Alimleri Arşivi Komisyonunun 1905 yılında yaptığı toplantı ile ilgili haberlerde ortaya çıkmaktadır. Bu komisyona ait zabıtlar arasında karakul (astragan) kalpak giymiş, kara bıyıklı bir Kırım Tatarının resmi dikkat çekmektedir. Yine bu resimde kolundan kalın bir zincirin halkasının yere sarkması tasvir edilmiştir. Resmin bir köşesinde ise Fransızca yazılar yer almaktadır. Bu yazıların sahibi Kırım tarihçisi ve aynı zamanda etnograf Ludving Petroviç Kolli’dir. L. P. Kolli Alim’e ait olan bu resmi Fransız ressam Leoni Lelorren’den hatıra olarak almış ve Kefe Müzesi’ne bağışlamıştır. (Sluçanko 1989: 33; Doronin http://kartamirakrym.blogspot.com.tr)
Alim’in Ayvazovskiy ile tanışması ve Alim Azamatoğlu’na ait resmin hikâyesi ise şöyledir: Bir yaz günü resim yapmakta olan Ayvazovskiy’nin yanına hizmetçisi gelir ve bir Kırım Tatarının kendisiyle görüşmek istediğini söyler. Fırçasını bırakıp salona gelen ressam karşısında, üzerinde kara bıçağı, doğu motifleriyle bezenmiş çeşitli renklerdeki gömleği, bol paçalı pantolonu olan geniş omuzlu, biraz uzunca yüzlü, otuz yaşlarında bir Kırım Tatarını görür. Aralarında konuştuktan sonra resim atölyesine girerler. Ayvazovskiy o sıralarda Türk sultanının sipariş verdiği Boğaziçi manzaralı resimleri yapmaktadır. Alim ise duvarda asılı duran Kırım dağlarının, Sudak’ın ve Yalta’nın resimlerine dikkat kesilir. Alim Kırım âdetleri gereğince kendisine ikram edilen bir fincan kahveyi içer ve o sırada bekar olan Ayvazovskiy’in toyuna (düğününe) mutlaka geleceğini söyleyerek oradan ayrılır. Gerçekten de Ayvazovskiy 1849 yılında Grevs adındaki bir İngiliz kızıyla evlenir. Nikah bittikten sonra Alim atıyla karşılarına çıkarak bıçağının altından kıymetli bir mendil çıkarır ve bunu faytonda oturan gelinin dizleri üzerine bırakır. Bu olaydan bir kaç ay sonra ise Alim’in Akmescit’te yakalandığı duyulur. İşte bu sıralarda Fransız şarkıcı Lelorren Akmescit’te bir dizi başarılı konserler verir. Konserler için geldiği Akmescit’e yanında annesi ve bir ressam olan kız kardeşi de bulunur. Ekim 1849 tarihinde Tavrida Başkanının evinde yapılan bir toplantıda Ayvazovskiy ile genç ressam Leoni Lelorren’in resim hakkındaki sohbeti Alim konusuna gelir. Leoni, Ayvazovskiy’in nüfûzunu kullanarak Akmescit Hapishanesine girerek Alim’i tasvir ettiği portresini çizer. Böylece Alim Azamatoğlu’na ait olan resim bu şekilde ortaya çıkmış olur (Sluçanko 1989: 34-35).
Daha önce de belirttiğimiz gibi Alim ile ilgili bildiklerimiz sadece hatıra ve rivayetlerden ibaret değildir. Alim ile ilgili 1848-1849 yıllarına ait mahkeme tutanaklarına göre annesinin adı Kerime’dir. Yine bu tutanaklara göre Alim, cinayetten tutuklandığı ve hapsedilmek üzere önce 1844 yılında Bender Kalesine daha sonra da Kişinov Garnizonuna gönderilmiştir. 20 Mayıs 1848 tarihinde ise buradan kaçmıştır. Yine tutanaklara göre Eski Kırım (Solhat) yakınlarına kaçtığı, Kefe, Akmescit, Kezlev, Or-Kapı (Perekop), Dnepro ve Herson taraflarında dolanarak yolcuları ve evleri bastığı belirtilmiştir. Mirza ve pomeşçiklerin yoğun çabası sonucu Alim yakalanmış ve dövüldükten sonra sürgün cezası verilerek Sibirya’ya gönderilmiştir. Son günleriyle ilgili bilgilerimizin bulunmadığı Alim’in tekrar kaçarak Türkiye’ye gittiği de söylenenler arasındadır (Alim Azamatoğlu 2000: 54; Kerimova 2003: 46).
Alim’in bilinen iyi dostları Abdurazak Usta, Çoruk Hasan ve Oganes Ağa (Karasubazar’da Ermeni Kilisesinin Papazı)’dır. Karasubazar’da bulunduğu zamanlarda Alim bu papazın evinde kalmıştır. Her şeyden (halkın kendisi için söylediği sözler, polis idaresinin tedbirleri gibi) bu evde haberdar olan Alim’in başlıca haber kaynağı Oganes Ağa olmuştur. Alim’in Karasubazar’a geldiği haberi duyulunca polis idaresi her yeri alt üst etmiş fakat bir türlü Ermeni Papazının evinde olabileceğini tasavvur edememiştir. Bu üç kişi dışında Alim’in gittiği bazı şehirlerde ve pek çok köyde de dostları ve onu ağırlayan konakbay (ev sahibi)ların varlığı da söz konusudur (Fazil 2005: 19-20). Alim’in zenginlerden aldıklarını fakirlere dağıtması ve elinden geldiğince adaleti sağlamaya çalışması sebebiyle insanlar onu kendisini takip eden yetkililerden korumak için evlerine alarak saklamıştır. Yani bir nevi yaptığı iyiliğe iyilikle karşılık vermek istemişlerdir. İleriki dönemlerde yaşlılar hatıralarını anlatırken çocuklarına Alim’i nasıl sakladıklarını ve yetkililerden koruduklarını ifade etmişlerdir (Seityagyayeva 2012: 154).
Alim öylesine büyük bir şöhrete ve etkiye sahip olmuştur ki ezilenler, “seni Alim’e şikayet ederim” diyerek zalimleri korkutma yoluna gitmişlerdir. Hatta zaman zaman bu korkutma gerçeğe dönüşmüş, Alim böylelerini cezalandırmak üzere evlerini basıp girmiş ve onlara rahatsızlık vermiştir (Kırım Tatar Halk Efsaneleri 1999: 12-13). Yaşadığı dönemde Alim’in cesaretine, zekasına hayran olan halk, Alim’in kendisine özgü ilahi bir kuvveti olduğuna da inanmışlardır. Örneğin bir anlatı da geçen Nazar Hoca Kabristanından çıkıp yol basan cini kamçılaması gibi. Halk ile sıkı bağlara sahip olması ve onlara mülayim bir üslûpta davranmasına rağmen zamanla Alim’den korkma durumu da baş göstermiştir. Örneğin bazı kadınlar çocuklarını “Alim geliyor”, “Alim’e söylerim” gibi ifadelerle korkutmuşlardır (Fazil 2005: 19-20). Bu bilgilere ek olarak çocukluklarında “Alim-Kırım Aydamagı” denen oyununu oynayanlar da mevcuttur (Sluçanko 1989: 33).
Alim’in millet önünde itibarını düşürmek için Çar yetkilileri Ona Rus dilinde razboynik şeklinde telaffuz edilen aydamak lakabını takmıştır.[4] Bu lakap Alim hakkında yaratılmak istenen kötü algının açık bir göstergesidir. Alim’in zalimden alıp mazluma veren karakterinin en önemli hususiyeti, belki de onu diğer kahramanlardan ayıran durumu zengin-zadeganlarla uzun süren mücadelesi boyunca hiç kimseyi öldürmeyişidir. Bu da Onun asıl maksadının korkutarak gözdağı vermek olduğunu düşündürmektedir (Fazil 2005: 20-21).
Alim Azamatoğlu Kırım’da öylesine büyük bir şöhret kazanmıştır ki XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kırım’da popüler olan bu kahraman romanlara, tiyatro oyunlarına ve sinema filmlerine konu olmuştur. Böylece bu millî kahramanın Kırım Tatar edebiyatı ve sanatına da tesir ederek bir fenomen haline geldiğini söyleyebiliriz. Rus yazar N. A. Popov’un “Alim-Kırım Soyguncusu” (1895), Yusuf Bolat’ın “Alim” (1940)[5] ve onun ikinci bölümü olan “Alim Atka Mindi” (1980) adlı romanları bu çalışmalardandır (Seityagyayeva 2014: 444). Bu romanlar kurgusal yanlarının yanı sıra gerçek yönlere de dokunmuştur. 1901 yılında Bahçesaray’da tiyatro temsilleri için bir binanın ayrılması Kırım Tatar tiyatro sanatının pek çok yönüyle gelişmesine katkı sağlamıştır. Kırım Tatar tiyatrosunda, daha ziyade tarihî dramaların sahnelendiği 1905-1908 yıllarını kapsayan dönemde, 1907 yılında Kezlev’de “Alim Azamat Oglu” adlı oyunun sahnelendiğini biliyoruz (Kerim 2003: 5). Bu bilgiler bir tarafa bırakılırsa Kefe’de oynanan “Alim-Kırım Aydamagı” temsili ilginçtir ki bir komedya tarzında anılır. Sebebi tam manasıyla bilinmemekle birlikte 4 Şubat 1907 tarihinde bu temsilin Kırım Tatar lisânında oynandığı ancak Karaim gençlerinin sahneye koyduğu bilinmektedir (Kerimova 2003:46). Alim’i konu edinen folklor eserlerinde sadece Onun kahramanlıkları, cesareti hakkında değil aynı zamanda yaşadığı dönemin Karasubazar Şehri ile ilgili, onun mahalle ve sokakları, millî esnafları hakkında bilgi sahibi olmak da mümkündür (Bekirova 2012: 44). Hatta Çilterli Mahallesi’nin bir toyunda Alim Azamatoğlu’nun davul çalıp şu yırı (türküyü) söylediği bilinir:
Men Karasuvga toyga barıp
Davulga oynadım
Oynay-oynay toyalmadım
Çarşısın boyladım” (Bekirova 2012: 42)
Nihayet Alim, sinema filmlerinde de işlenmiştir. 1914-16 yıllarında rejisör V. K. Viskovskiy tarafından “Alim Krımskiy Razboynik” adlı filmin yapıldığı bilinmektedir (Kerimova 2003: 46). 1926 yılında ise Kırım Tatar edebiyatının önemli isimlerinden Ömer İpçi, tanınmış hocalardan Numan Şeyhzade’nin de yardımıyla halk arasında söylenen rivayetlerin bir kısmını düzenleyerek “Alim” adlı filmi gösterime koyabilmek maksadıyla senaryosunu yazmış ve rejisörlüğünü Georgiy N. Tasin’in yaptığı bu film gösterilmiştir. Filmin baş rolü olan Alim karakterinin ise Hayri Emirzade tarafından canlandırıldığı bu film Alim’in gerçek hayatını büyük ölçüde yansıtmayı başarmıştır (Fazil 2005: 11; Veliyev http://ilmiyqirim.blogspot.com.tr). Ayrıca bu film hakkında dönemin millî basınında, Yañı Dünya gazetesinde yazılar da çıkmıştır. Bu yazılar 30 Temmuz 1926 tarihli sayısında “Alim Filması”, 11 Ağustos 1926 tarihli sayısında “Alim Filmasını Kordik (Memet Umer-zade)” ve 22 Ağustos 1926 tarihinde “Alim Filmi Akkında” başlıkları ile yayınlanmıştır (Kerim 1977: 71-74).
Kırım Tatar Türklerinin hayatında tarihi ve sembol şahsiyetlerden biri olan Alim Azamatoğlu, Riza Fazıl’ın aşağıdaki şiirinde yukarıda anlattıklarımızı kapsayıcı bir biçimde ifade edilmiştir:

Alim atka mingende

Halk içinden törep çıkkan, avam halknı kaygırgan,
«Alim Aydamak» adını el-alemge caydırgan.
Köpürliköylü batırnı bilmegenler bilsinler,
Atlar bunı kulagına küpe etip ilsinler.
Halk aksızlık içersinde inlegende, alk etip,
Alim çıktı alk kanını sorganlarınıtalk etip.
Aman bermez edi Alim mırzalarga, baylarga,
Bir korkuzsa, yeter edi aftalarga, aylarga.
Celal mırza, babacanlar-halknın akın yegenler,
«Siz çılışın, ekin, saçın-biz aşayık»- degenler.
Alim adın eşitkende çırayları bozuldı,
Olar içün boyle ahval çok yıllarga sozuldı.
Etraf tım-tınç olur edi Alim atka mingende,
Zenginlerge: «Fukarenin akın kaytar!»- degende.
Bay-mırzalar oti patlap, ne yapmaga bilmedi,
Alim atka mingenden son, bahtları iç kulmedi.
Uner oldı Alim halka, yigitlerge, gençlerge,
Ne acayip iz kaldırdı kelecek nesillerge!
Aygidi, şimdi olsa edi Alim kibi pelvanlar,
Başka türlü olur edi bugun bizim devranlar.
Acep, kene, adet uzre, neslimiz soy kuvar mı!
Tez vakıtta Alimdayın bir karaman dogar mı?!
Dogar! Çünki halk keçmişin ogrenmege beslene,
Hatramızda en ilahiy adlar daim eslene.
İsmail Bey, Aşık Umer, Çoban-zade, Alimge,
Tiklenildi abideler, bilinsin dep alemge.
Alem bilsin Ana-yurtnın Alim kibi merdlerin,
Ozu cesur, halkı cesur Kırım Tatar erlerin.” (Fazil 2005: 10)

Yukarıdaki şiirden de anlaşılacağı üzere Alim Kırım Tatarlarının kültürel hayatında cesaret, yiğitlik kavramlarıyla özdeşleşen ve milletçe karşılaşılan zor zamanlarda gelecek nesiller için bir ilham kaynağı teşkil eden sembol bir şahsiyettir. Tüm hayatını milletin hakkını yiyenlerle mücadele etmeye adamıştır.
Alim’in zalimlerle olan mücadelesinin temelleri doğduğu Köpürliköy’ün sakinlerinin topraklarına haksız bir şekilde el konulmasına şahitlik etmesiyle atılmıştır diyebiliriz. Ardından ailesinin başına gelenler ve çalıştığı Karaim tüccarının evinde iftiraya uğraması ile hayatının sonuna kadar sürecek bitmek bilmeyen bir kaçak hayatı yaşamasına sebep olmuştur. Bilinenlerden yola çıkarak Alim’in bir dava adamı olduğunu söylemek pek de abartılı olmayacaktır. Mücadelesi uğruna tehlikeleri göze almış, milliyet ayrımı yapmaksızın ezilenlerin yanında olmuştur. Alim’in hayat felsefesi adalet kavramı etrafında şekillenmiştir. Yaşadığı dönemin ve toplumun gerçeklerine kayıtsız kalmamıştır. Sahip olduğu vasıfları, ki cesaret bu vasıfların başında gelmektedir, bu uğurda kullanmaktan geri durmamıştır. Uğradığı türlü iftiralar ve ona yakıştırılan razboynik ya da aydamak kavramı ile toplumun gözünden düşürülme çabaları sonuçsuz kalmıştır. Tüm engellemelere, unutturulma çabalarına rağmen Alim Kırım Tatar Edebiyatında konu edilmiş hatta tiyatro oyunları ile sinema filmlerine kaynaklık etmiştir. Tarihi bir şahsiyet olan Alim’i konu edinen tüm türler gerçeğin izlerini taşımaktadır. Çağdaş dönem Kırım Tatar yazarı Cengiz Dağcı’nın romanlarında da çeşitli vesilelerle yer alan, bazen doğan bir bebeğe verilen isim, bazen de Alim’in türküsüne rastlıyor olmak günümüz Kırım Tatar Türklerinin manevi dünyasında Alim Azamatoğlu’nun yaşayan bir değer olduğunun göstergesidir.

Kaynakça:
1.    Бекирова З. Къарасувбазар – Къырымтатар Халкъ Агъыз Яратыджылыгъында, Мир Бекира Чобан-заде Сборник Материалов Крымской Международной Тюркологической Конференции, Белогорск (Карасубазар), 23 – 25 Мая, 2012. – С. 42 – 45.
2.    Керим И.А. Бинъ Бир Кучьлюклерни Енъип / Къырымтатар Миллий Театри, Симф.: Къырымдевокъувпеднешир, 2003. – C. 47.
3.    Керим И.А. Медений Еснас: 1920 – 1938, Симф.: Таврия. – 1977.
4.    Керимова С., Заатов И. Къырымтатар Миллий Театри. – Симф.: Къырымдевокъувпеднешир, 2003.
5.    Сеитягьяева Т.Р. Алим Азамат Оглу в Романе Ю. Болата «Алим» и в Романе Н.А. Попова «Алим-Крымский Рзбойник» // Ученые Записки Таврического Национального Университета им. В.И. Вернадского. – «Серия Филология. Социальные Коммуникации».2014. – Т. 27 (66). – № 3. – С. 444 – 449.
6.    Сеитягьяева Т.Р. Предварительный Анализ Архивных Документов Связанных с Деятельностью Алима Азамат оглу в Крыму // Ученые Записки Таврического Национального Университета им. В.И. Вернадского. – Серия «Филология. Социальные Коммуникации». – 2012. – Т. 25 (64). – № 2. – Ч. 2. – С. 154 – 157.
7.    Сеитягьяева Т.Р. Штрихи к Литературному Образу Алима Героя Крымскотатарских Преданий // Ученые Записки Таврического Национального Университета им. В.И. Вернадского. – Серия «Филология. Социальные Коммуникации». – 2012. – Т. 25 (64). – № 3. – Ч. 1. – С. 120 – 124.
8.    Фазыл Р. Алим – Къырым Йигити / Алим – Крымский Джигит. – Симф.: Къырымдевокъувпеднешир, 2002.
1.    Alim Azamatoğlu Halk Edebiyatında Alim Azamatoğlu / Başlangıçtan Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi. – C. 13. – Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2000. – S. 56.
9.    Gülsevin S. Karay Türkçesinde Oğuzca Unsurlar // Turkish Studies. – 2007. – № 2/2. – P. 300 – 306.
10.              Kırım Tatar Halk Efsaneleri: Halk Kahramanlarımızdan Alim Aydamak // Kalgay. – 1999. – № 11. – S. 12 – 13.
11.    Qırımtatarca’nıñ Tercümeli İmlâ Qılavuzu / Haz. Kemâl Qoñurat // Günsel. – 1999. № 3. – S. 49.
12.    Sluçanko B. Alim Aydamak ve Ayvazovskiy / Çev. Tuncay Kalkay // Emel. – 1989. № 174. – S. 3335.
13.              Доронин И. Две встречи. – Elektronik ceryanı: http://kartamirakrym.blogspot.com.tr/ search/label
14.              Baskakov N.A., Tinfoviç M.S. Sergey Markoviç Şapsal. – Elektronik ceryanı: http://journals.manas.edu.kg/mjsr/oldarchives/Vol06_Issue11-2_2004/sbd-11b-10
15.              Fazıl R. Alim Aqqında Hatırlavlar: Elektronik ceryanı: http://medeniye. org/sites/default/files/filedoc/Alim%20aqqinda%20hatirlavlar%20lat
16.    Veliyev A. Alimnen Qırım Boylap 30 Kün. – Elektronik ceryanı: http://ilmiyqirim. blogspot.com.tr/2014/05/alimnen-qrm-boylap-30-kun.html#more

Камелья Мехмет-кызы Кескин

Символ героической личности в Крыму:
Алим Азаматоглу от фантастики к реальности

Аннотация. Различные периоды истории тюркских племен славятся множеством легендарных героев. В народе же предания о них передаются из поколения в поколение. Таким образом, в устном народном творчестве крымских татар важное место занимают легенды, песни, в которых воспевается доблесть Алима Азаматоглу. В жизни крымских тюрок-татар он появился в 19 веке. В сознании народа Алим Азаматоглу олицетворяется как борец за свободу и справедливость среди простого люда. Некоторые же исследователи сравнивают его с Робином Гудом. В настоящей статье осмысливается аутентичность вышеупомянутой личности в контексте фольклорных произведений народов Крыма, а в частности крымских татар и караимов.
Ключевые слова: Алим, крымский татарин, национальный, фольклорный герой, культура.

Kamelya Mehmet kyzy Tekin

One of the symbolic personages of Crimea:
Alim Azamatoglu between reality and fiction

Abstract: The values of the Turkish nation who raised numerous heroes have always lived in every period of history. Which has a long tradition of oral culture of the Crimean Tatars of Turkish heroism, bravery, there are countless myths and legends which emphasizes values such as courage. Turkish XIX life of the Crimean Tatars. Scholars Azamatoglu emerged in the second half of the century, history has once in memory, and legendary reputation has always seen as a national hero yaşarak. According to some scholars hold the Robin Hood of the Crimean Tatars. This naming Its just a hero, not as someone with courage to the weak, sponsoring, in short, that considers them away from the cruel character that comes from the oppressed. Our intention to live up to the people who lived in a particular historical period and through the present to introduce the hero.
Key Words: Turkish, Alim Azamatoglu, Crimean Tatar Literature, Natural Hero, Folk Hero, Culture

Kamelya Mehmetkızı Tekne[1]

Kırım’ın sembol şahsiyetlerinden:
gerçekle kurgu arasında Alim Azamatoğlu

ÖzetTarihinin her döneminde sayısız kahraman yetiştiren Türk milleti sahip olduğu bu değerleri daima yaşatmıştırKöklü bir geçmişe sahip olan Kırım Tatar Türklerinin sözlü kültüründe kahramanlıkyiğitlikcesaret gibi değerleri vurgulayan sayısız efsane ve destan bulunmaktadırKırım Tatar Türklerinin hayatında XIXyüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Alim Azamatoğluzamanla tarihi hafızada yer etmiş, efsaneleşmiş ve her daim millî bir kahraman olarak yaşarak itibar görmüştürAlim kimilerine göre Kırım Tatarlarının Robin Hoodu durBu adlandırma Onun sadece bir kahramancesaret sahibi biri olarak değil aynı zamanda güçsüzleri himaye edenonları gözeten kısacası zalimden alıp mazluma veren karakterinden ileri gelmektedirMaksadımız belli bir tarihi dönemde yaşamış milletin içinden çıkan ve efsaneleşerek günümüze kadar yaşayan bu kahramanı tanıtmaktır.
Anahtar Kelimeler: TürkAlim AzamatoğluKırım Tatar Edebiyatı, Millî KahramanHalk Kahramanı, Kültür

 


[1] Kamelya Mehmetkızı Tekne, Yrd. Doç. Dr., Kırklareli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü (Türkiye).
[2] Karaimler (Kırım Karayları) Hazarların bünyesinde yaşamış Türk topluluklarından birisi olup adları, mensubu oldukları Musevi mezhebinden gelmektedir. Hazarların dağılmasından sonra ise çoğunlukla Kırım’a yerleşmişlerdir. Karaim tarihi ve kültürü konusundaki araştırmaların başlangıcı Prof. Sergey Markoviç Şapsal’a ait olan çalışmalardır. Bkz. Gülsevin 2007: 301; Baskakov ve Tinfoviç 2004).
[3] Alim’in Kırım’daki faaliyetleri Robin Hood’a benzetilir. Soyduğu kişilerden aldıklarını yoksullara bağışlayarak ödüllendirir. Orman ve dağlarda gizlenir (Seityagyayeva 2012: 120.)
[4] Kırım Tatar lehçesinde Aydamak ifadesi baskıncı manasına gelmektedir (Qırımtatarca’nıñ Tercümeli İmlâ Qılavuzu: 49).
[5] Yusuf Bolat’ın “Alim” adlı romanı 1941 yılında Sovyet Edebiyatı dergisinde, “Alim Atka Mindi” adlı romanı ise Yıldız dergisinde neşredilmiş olup 1983 yılında kitap halinde basılmıştır. Bu eser Kırım Tatar Türklerinin Sovyet dönemindeki ilk tarihi romanı olma özelliği taşımaktadır. Bkz. Alim Azamatoğlu 2000: 38).
Действия:

0 коммент.:

Yorum Gönder